İstanbul 2010 reddetti, Ruhr 2010 ve Pecs 2010 kucakladı – Cumhuriyet

By Cuma Haziran 11th, 2010Basından
Üç dilde Huma Kabakçı Koleksiyonu
İstanbul: 2010 Avrupa Kültür Başkenti!

Yağışlara teslim olmuş, dereleri taşmış, yolları kilitlenmiş, evlerini su basmış, yaşamı felç olmuş, yağmur yüzünden okulları kapatılmış, insanları sular altında kalıp ölmüş kentim İstanbul… “Alın görün işte 2010 kültür başkentinizi!” yazı ve fotoğraflarına baktıkça ben utanıyorum; acaba bu kenti yönetenler hiç utanmıyor mu? Çırağan Sarayı’nda Asya liderlerine ev sahipliği yapanlar utanmıyor mu?

O yağmurlu günlerde postadan çıkan, utancıma gülümseme, acı, ironi, kıskançlık, sonra kahkahalarla gülme, hayranlık, anıların keyfi, sevgi, sevinç ve saygı katan, dev bir kitaba yumuldum… Büyük boyutlu 280 sayfalık, muhteşem bir kitap. Katalog-kitabın adı “Huma Kabakçı Koleksiyonu.”

Anımsayacaksınız. Geçen yılın sonunda yitirdiğimiz sanat koleksiyoncusu Nahit Kabakçı, eşsiz değerdeki koleksiyonuna, en sevdiği varlığın, kızının adını vermişti. Onun aramızdan ayrılışından sonra, o hazine Huma’ya emanet…

MÜKEMMELİ YAKALAYAN KATALOG

Kitabın sayfalarını çeviriyorum: Türk resim, heykel ve fotoğraf sanatının son 60 yıllık serüveninden bir kesit… 56 sanatçıdan 141 yapıt… Ön kapağında Erinç Seymen’in “İsimsiz” adlı eseri. Arka kapağında Ardan Özmenoğlu’nun bir işi… Kitap üç dilde, Türkçe, İngilizce, Almanca olarak, “Editions Braus” (Berlin) tarafından yayınlanmış. Kâğıt kalitesinden renk ayrımına, baskı tekniğine tümüyle mükemmeli yakalamış… Kitabın yayınlanma nedeni, “Huma Kabakçı Koleksiyonu”ndan seçmelerin 2010 yılında Avrupa’nın 3 kentinde sergileniyor olması… Bu üç müzeden ikisi Almanya’da, biri Macaristan’da…

Anımsayın: 2010 yılında üç kent ya da bölge, Avrupa Kültür Başkenti seçilmişti. Bunlar İstanbul, Pecs ve Essen-Ruhr Bölgesi’ydi. Ruhr 2010 ve Pecs 2010 resmi programlarına Huma Kabakçı Koleksiyonu’ndan oluşan sergileri aldılar… İstanbul 2010 ise sergi önerisini geri çevirdi. Ah benim zavallı çelişkiler ülkem, kendini ha bire arkadan vuran, kendine kurşun sıkan ülkem!

Avrupa’daki üç sergi şöyle: Almanya’da Hagen Osthaus Müzesi (9 Mayıs 2010’da açılan sergi 25 Haziran’da kapanıyor.) Goslar Monchehaus Müzesi (sergi tarihi: 8 Ağustos- 19 Eylül 2010) ve Macaristan’da Pecs Uluslararası Modern Macar Gallery’de (8 Ekim- 22 Kasım 2010).

Kitabın önsözünde üç kurumun müdürlerinin imzası var. Ortak yazılarında iki noktaya dikkati çekiyorlar: Hem çok geniş bir yelpazeye yayılan serginin olağanüstü cazibesine, hem de Nahit Kabakçı’nın koleksiyonculuğuna… Nahit Kabakçı’nın özellikle genç sanatçılara verdiği önem vurgulanıyor.

“Koleksiyonun daha genç sanatçılara yönelik bu açılımı, kızı Huma tarafından da sürdürülüyor. Koleksiyonun gelecekteki gelişimini keyifle bekliyoruz.” (Ben de, ben de, keyifle ve merakla diye ekliyorum…)

BOŞA GİTMEYEN ÇABA

Hagen Osthaus Müzesi Müdürü Tayfun Belgin’in “Türklerin Yolu – İslami Kitap Resimlerinden Günümüzün Resim Sanatına” başlıklı geniş kapsamlı yazısı başlangıcından günümüze resim tarihimiz üzerine bir ders niteliğinde…

Fikret Mualla, Sabri Berkel, Cihat Burak, Aliye Berger, Abidin Dino, Nuri İyem, Erol Akyavaş’tan başlayıp Sarkis, Yüksel Arslan, Azade Köker, Selma Gürbüz’den geçerek Burcu Perçin, Güçlü Öztekin, Hayal İncedoğan’a ve daha nicelerine uzanan bir seçki…

Koleksiyonda ve sergide Ara Güler fotoğrafları önemli bir yer tutuyor. Goslar Monchehaus Müzesi Müdürü Bettina Ruhrberg “İstanbul’un İç Gözü” başlıklı yazısında, Orhan Veli’nin “İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” şiirini alıntılayıp şöyle diyor.

“Ara Güler’in fotoğraflarından bazıları, Türk şairinin İstanbul’a yönelik ilan-ı aşkında/saygı ifadesinde bir ses kazandırdığı içsel gözün görselleştirilmesi gibidir adeta…”

Katalog kitapta beni yüreğimden yakalayan bir de Huma Kabakçı’nın yazısı var. “Babam Nahit Kabakçı yalnızca sevgi dolu bir baba, sadık ve vefalı bir insan, büyük bir işadamı değil, aynı zamanda benzersiz bir vizyonu olan bir sanat koleksiyoncusuydu. Bir koleksiyonun en az dört kuşak boyunca aktarılması gerektiğine inanırdı” diye başlayıp sorumluluğunun bilincinde olmasıyla süren bir yazı. “Şimdi bana düşen görev, (babamın) 2010 Kültür Başkentlerine kabul edilecek nitelikte bir koleksiyon yaratmak için sarf etmiş olduğu bütün çabalarının ve girişimlerinin boşa gitmemesini sağlamak.”

“Daha şimdiden boşa gitmediğini görüyoruz” dedikten sonra, genç Huma Kabakçı’ya, bu “bayrak yarışında”, bu maratonda güç, cesaret, sabır diyorum; başta Ruhr 2010 ve Pecs 2010 olmak üzere sergilere ve kataloğa emeği geçen herkesi kutluyorum.

Zeynep Oral